Uzm. Psk.Birgül AYDIN

Klinik Psikolog, Psikoterapist

Hastalığın Kabul Süreci

Tehlikelerin karşısında sığınmak için değil,

Onlarla yüzleşmede korkusuz olmak için dua edebileyim.

Ağrımın dinmesi için değil,

Onu yenecek cesareti bulmak için yakarayım.

Yaşam savaşında yandaşlara değil,

Kendi gücüme dayanayım.

Kurtarılmak için endişeli bir korkuyla yakarmadan

Özgürlüğümü kazanma sabrını umut edeyim.

Rahmetini sadece başarımda gören bir korkak olmamı sağla

Ve başarısızlığımda eline uzanacak inancı bahşet.”

Rabindranat Tagore

Meyve Hasadı

Normal hayatımızı sürdürürken aklımıza nedense pek de ölüm düşüncesi gelmez. Sanki kötü hastalıklar, kötü olaylar ve ölüm hep başkalarının başına gelir gibi hissederiz. Sanki hepsi bizden uzaktır. Fakat bir gün kalktığımızda kendimizi biraz yorgun, halsiz hissederiz, bu durum birkaç gün sürünce doktora gideriz ve bize o hep başkalarının başına geldiğini düşündüğümüz ve hiç de konduramadığımız bir gerçeği söyler. Ya da hiçbir şey yoktur genel bir sağlık taraması yaptırmak için doktora gitmişizdir ve beklenmedik bir şekilde bir hastalık tanısıyla karşılaşırız. Ya da bir trafik kazası geçirip uzuvlarımızdan birini kaybedebiliriz. Yaşam alt üst olur, gelecek beklentileri sarsılır ve belki de ilk kez bizi biz yapan şeylerden (arabası olma, …mesleği olma, anne olma, baba olma, eş olma….) bağımsız olarak yalnızca “hastalık ve ölüm karşısında aciz bir varlık olduğumuzu” fark ederiz. İşte bu bizim temel gerçeğimizdir. Bu temel gerçeği dilimiz söylemesine rağmen kalbimizin söylemesi ne yazık ki çok da kolay olmamaktadır. “Ben artık hastalığı olan biriyim, hastalığımın gereklerine göre yaşamak durumundayım” demek, bu durumu kabul edebilmek bir süreç gerektirir. Kimilerinde bu süreç hızla gelişir ve kabul etme gerçekleşirken, kimilerinde bu süreç çok uzun sürmekte hatta kişiler hastalığını kabul etme aşamasına gelememektedir.

Bir hastalık tanısının kabulünde kişinin yaşadığı bir dizi dönem vardır. Bu dönemleri bazı kişiler birkaç saat yaşayıp diğer dönemlere geçebilmekte, kimisi birkaç hafta kimisi ise yıllarca bir dönemde takılmakta ve hastalığı kabul aşamasına gelememektedir.

Bir kişinin hastalığı kabul aşamasına gelinceye kadar geçirdiği dönemler şöyledir:

1. Şok Dönemi:

Hastalık tanısı söylendikten sonra kişilerin yaşadığı bir şaşkınlık hissi, şok olma durumudur. “Neler oluyor? Ne söyleniyor?” şeklindeki düşünceler yoğunluktadır. Bir uyuşukluk hissi yaşanır. Yavaş yavaş kişi bu şoktan kurtulur, uyuşukluk hissi geçer ve kendisini toparlamaya başlar.

2. İnkar Dönemi:

Toparlanmanın başladığı zaman kişinin içinde verdiği bir yanıt oluşur: “Hayır, bu bana olamaz”. “Filmler karışmış olabilir”, “tahlillerde hata olmuş olabilir”, “doktor yetersiz ve bilgisiz olduğu içi yanlış ve hatalı tanı koymuş olabilir”….. Bu şekilde tanının doğru olmadığı veya böyle bu durumun olmadığı ile ilgili düşünceler gelişebilir. Bu düşüncelere bağlı olarak farklı duygular oluşur. Hatta kişi pek çok farklı hekime gidebilir.

İnkar, şok edici, beklenmedik bir haberden sonra kişinin kendisini toparlamasına ve zaman içinde uyum sağlatıcı davranış biçimlerinin gelişmesine izin veren bir tampon görevi yapar. Fakat önemli olan inkarın şiddeti ve süresidir. Eğer kişi inkar savunma mekanizmasını yoğun bir şekilde kullanıyor ve bir türlü tedavi olmayı kabul etmeyip sağlığı kötü duruma gidiyorsa psikolojik ve psikiyatrik müdahalenin mutlaka yapılması gerekmektedir. Bu kadar şiddetli ve uzun süreli olmayan inkar savunma mekanizması, kişilerin uzun süre birlikte yaşamak zorunda oldukları rahatsız ve acılı durumla başa çıkmak için başvurdukları sağlıklı bir yoldur.

Kişi, hastalık tanısının kendisine nasıl söylendiğine, hastalığın seyrini ve gereklerini kabullenmek için ne kadar zamanı olduğuna ve yaşamı boyunca stresli durumlarla başa çıkma biçimine göre yavaş yavaş inkardan vazgeçmektedir.

3. Öfke Dönemi:

İlk hastalık tanısına karşı “Hayır bu doğru değil, bu benim başıma gelmiş olamaz” tepkisinden sonra “evet bu benim başıma gelmiş, hata değilmiş” gerçeği kavrandığında bunun yerini öfke, içerleme ve haset duyguları alır. Kişi “neden ben?” sorusunu sormaya başlar. Bu dönemde kişi nedenini anlayamadığı bir öfke ve kızgınlık duyguları yaşar. Bu dönem aile ve tedavi ekibi açısından da başa çıkılması güç bir evredir. Çünkü kişi yaşadığı öfkeyi her yöne yöneltmekte ve çevreye zaman zaman neredeyse rastgele biçimde yansıtmaktadır.

Aslında kızgınlık ve öfkesi hiçbir şekilde ne arkadaşına, ne ailesine ne de sağlık personelinedir. Onun öfkesi bu hastalığın neden gelip onu bulduğuna, neden umutlarını yok ettiğine, neden diğer insanlardan farklı hissetmek zorunda olduğuna bağlı olarak yaradana, kaderine, şansına, gelen hastalığa kızgınlıktır.

Kişi bu dönemde başını nereye çevirirse çevirsin, yalnızca kendisini mutsuz edecek şeyler görmektir. Burada hem ailenin hem de sağlık ekibinin öfke dönemindeki hastanın öfkesinin nedenlerini düşünmesi ve bu öfkeyi kişisel olarak algılamaması çok önemlidir. Çünkü bu öfkenin kökeninde hedef aldığı kişilerle ilgili pek az şey bulunur. Aile ve sağlık personeli bu öfkeyi kişisel olarak algıladığında onların da tepkileri giderek öfkeli hale gelmeye başlar. Bu da sadece hastanın düşmanca davranışlarını pekiştirmeye yarar.

Oysa saygı duyulan ve anlaşılan, ilgi gösterilen ve zaman ayrılan bir hasta kısa sürede sesini alçaltacak ve öfkeli taleplerini azaltacaktır.

Bu dönemde kişinin duygularını paylaşması, kızgınlık ve öfkelerini korkmadan söyleyebilmesi ve yargılamayan, ayıplayıp eleştirmeyen, akıl vermeyen bir yaklaşımla dinleyen kişilerin olması öfke duygularının azalmasına çok yardımcı olmaktadır.

4. Pazarlık Dönemi:

Eğer kişi “inkar döneminde” gerçeklerle yüzleşemediyse, “öfke döneminde” insanlara ve yaradana öfkelendiyse, “pazarlık dönemine” ulaşır. Bu dönemde kaçınılmaz olayı ertelemek için bir tür anlaşma yapmaya çalışır ve şöyle düşünebilir: “Eğer Tanrı beni bu dünyadan almaya karar verdiyse ve öfkeli yakarışlarıma yanıt vermiyorsa belki de iyilikle istersem daha olumlu davranabilir”

Bu düşüncenin davranışa dönüşmüş halini çocuklarda çok da sık görürüz. Çocuk anne-babadan bir talepte bulunur. “Hayır” cevabını aldıysa kızar bağırır, tepinir, odadan çıkar gider. Aradan bir süre geçer bir görülür ki çocuğun öfkesi geçmiş, uyumlu bir çocuk odaya gelir. Ve anne-babanın yaşam içersinde hiç yaptırtamadığı işleri çocuk yapmayı kabul eder. “Anneciğim bir hafta süresince eğer odamı hep toplarsam istediğimi yapar mısın?” diye sorar. Anne-babaya bu durum mantıklı gelirse daha önceden onaylamadıkları isteği kabul ederler. Burada bir pazarlık vardır ve taraflar anlaşma sağlamışlardır.

Her yetişkin, çocukluğunda iyi davranışlar için ödüllendirildiğini, sahip olduğu olumlu vasıflar için bir dileğinin kabul edildiğini bilir. Kronik bedensel hastalık tanısı alındığında da kişinin dileği, hemen her zaman yaşamının uzamasıdır, bunun ardından ağrı veya fiziksel rahatsızlık duymadan yaşamasıdır.

Pazarlık gerçekte bir erteleme çabasıdır, “iyi davranış” için bir ödül içermelidir ve kişinin belirlediği bir “tarih” bulunmalıdır. Örneğin; “Torunumun sünnetini göreyim”, “çocuklarımın büyüyüp ayakları üzerinde durduğunu göreyim”, “hayatımda hiç denize karşı ayaklarımı uzatıp oturamadım, bir yazlık alıp bunu bir kez yaşayayım”… Fakat bu tarihlere ulaşmak için de iyi davranış biçimleri de öne sürülür. Örneğin; “Bir daha ağzıma içki sürmeyeceğim”, “eşimi hiç dövmeyeceğim”, “Bayramlarda 2 çocuk giydireceğim”… Pazarlıkların çoğu Tanrı’yla yapılır ve genellikle gizli tutulur.

Burada bir tehlike söz konusudur. Eğer o istenen tarih gelip geçerse kişi tekrar bir pazarlık haline geçer ve bu durum kişilerde suçluluk duygularının oluşmasına neden olabilir.

5. Depresyon Dönemi:

Kişinin zamanı öfkesini yaşayarak geçtiyse, pazarlıkları üst üste yaptıysa kişi bir süre sonra bir kayıp duygusu yaşamaya başlar. Rahim kanseri olan bir kadın artık bir kadın olmadığı hissine kapılabilir, şeker hastası herşeyden yoksun bir kişi olarak hissedebilir, kalp hastası hiçbir şey yapamayan biri olarak kendini düşünebilir. Gerçekten de kişiler bedensel hastalığına bağlı olarak çeşitli kayıplar yaşamaktadır. En başta özgür bir hayat yaşama olanağını kaybetmişlerdir. Hastalığın aileye maddi yük getiren bir yönü de vardır. Aile olarak maddi güçlerini kaybetmiş olabilir, yaşam rollerinde değişiklikler olabilir. Sonuçta adı her ne olursa olsun bir kayıp duygusu yaşanır.

Depresyon gerçek ya da bilinç dışında oluşan kayba karşı oluşan duygusal bir tepkidir. Bedensel hastalığı olan kişiler iki açıdan kayıp duygusu yaşarlar.

1. Hastalık nedeniyle elinde var olan şeyleri kaybetmeye bağlı depresyon, (Tepkisel depresyon)

2. Yaklaşan kayıpların verdiği endişe nedeniyle ortaya çıkan depresyon. (Hazırlayıcı depresyon)

İkinci tip depresyon birinci tip depresyona göre daha sessizdir. Birinci tipte hastanın paylaşacağı bir çok şey vardır, sözel etkileşime gereksinim duyar. Hazırlayıcı depresyonda ise sözlere gerek yoktur. Bu daha ziyade karşılıklı olarak ifade edebilen bir duygudur ve diğerinin elini tutmak, saçını okşamak ya da sessizce birlikte oturmak yeterlidir.

6. Kabullenme dönemi:

Eğer kişi tanımlanan dönemleri atlatmada yardım gördüyse ya da duygularını ifade edebildiyse “kaderi” hakkında kendisini ne çökkün ne de kızgın hissettiği bir evreye ulaşır. Bu zamana dek hissettiklerini, yaşayan ve sağlıklı olanlara duyduğu hasedi ve öfkeyi ifade edebilmiş, kaybettiklerinin yasını tutabilmiş, karşılaşabileceği kayıplara kendini hazırlamış olacaktır.

Kabullenme mutlu bir evre olarak düşünülmemelidir. Bu evre neredeyse duygudan yoksundur. Sanki ağrı yok olmuştur, savaş bitmiştir. Bir dinginlik vardır ve bu dönem “pes etme” dönemi değildir. Hastalığı kabulden kaçmak için kişiler ne denli savaşırlarsa yadsımak için ne kadar çabalarlarsa bu nihai kabullenme evresine huzur içinde ulaşmaları da o denli zor olmaktadır. İşte bu kişiler günün birinde ‘yeter artık dayanamıyorum’ diyenlerdir ve savaşmayı bıraktıkları an savaş da bitmektedir. Bu nedenle “pes eden” kişi hiçbir şekilde hastalığı kabul evresine gelememiş, hastalığın varlığını reddetme çabası içersinde olan kişidir. Hastalığı kabulün gerçekleşerek ümidin korunması ile hastalığı inkar ederek ümidi yaşatma birbirinden farklıdır.

 

Ziyaretçi Sayısı

421662
BugünBugün93
DünDün251
Bu HaftaBu Hafta1315
Bu AyBu Ay4803
ToplamToplam421662
Site içi ziyaretçi: 11

Bursa'da Hava Durumu

BURSA