Uzm. Psk.Birgül AYDIN

Klinik Psikolog, Psikoterapist

Panik Bozukluk

Kullanıcı Oyu:  / 1
En KötüEn İyi 

Toplumda hastalığın hayat boyu görülme yaygınlığı %1.5-3 arasında değişmekte olup, hastaların 3/4’ünü kadınlar oluşturmaktadır. Hastalık kadınlarda %2.1, erkeklerde %0.6 oranında görülmektedir. Kişilerin 1/10’u hayatları boyunca en az bir kez panik atak geçirmekte ve bunların yaklaşık olarak 1/6’si panik bozukluğa dönüşmektedir. Olguların 3/4 kadarında kendiliğinden başlar, herhangi bir açık çevresel etken bulunmaz. İlk atak sıklıkla 20-30 yaşları arasında başlar.

İlk atakta hiçbir neden yokken birdenbire başlayan çarpıntı, terleme, göğüste sıkışma, nefes darlığı ya da baş dönmesi, dengesizlik, fenalaşma ve baygınlık gibi belirtilerin ortaya çıkması ile kişiyi dehşet duygusunu yaşar. Kalp krizi geçirdiğini ya da felç geçirmekte olduğunu zannederek yoğun bir 'ölüm korkusu' ya da 'felç olma korkusu' hisseder. Bazen de başında bir tuhaflık, sersemlik hissi, kendisini veya çevresini bir garip ya da değişik hissetme gibi duyguların ortaya çıkmasıyla, 'kontrolünü kaybetmeye' ya da 'çıldırmaya başladığını’ düşünerek kendisine ya da çevresindekilere bir zarar vermekten korkmaya başlar. Hasta hemen, en yakın doktor ya da  acil servise götürülür. Orada yapılan birçok muayene, çekilen film, elektrokardiyografi, tomografi ve diğer incelemelerde hiçbir şey bulunmaz. Hastanın nesi olduğu sorulduğunda doktorlar 'hiçbir şeyi yok' ya da ‘sıkıntıdan olmuş’ derler, çoğu zaman sakinleştirici bir  iğne yaparlar ve hastayı evine gönderirler.

Bir süre sonra panik atak tekrarlar. Hasta, her yeni  atak ile aynı dehşet ve korkuyu yeniden yaşamaya ve acil servislere taşınmaya başlar. Her seferinde yeniden muayene, yeniden incelemeler yapılır ancak hiç bir şey bulunamaz. Hasta, kalbinde ya da beyninde kötü bir şey olduğuna, ancak doktorların bunu bir türlü bulamadığına inanmaya başlar. Bazen de yanlış tanı konularak hasta, antibiyotikten nefes açıcıya, çarpıntı ilacından tansiyon ve kalp ilacına, vitamine kadar değişik ilaçlarla tedavi edilmeye çalışılır, ancak bir türlü iyileşemez.

Ataklar tekrarlamaya devam ettikçe, hasta, ataklar arasındaki dönemde gergin, huzursuz ve endişeli bir şekilde her an yeni bir panik atağın geleceğini beklemeye başlar. Bu endişeli bekleyişe 'beklenti anksiyetesi' adı yerilir. Atakların çoğu zaman belirsiz zaman ve yerlerde gelmesi bu kaygıyı daha çok artırır. Ataklar sıklaştıkça, kalp krizi geçirip ölme, felç olma ya da kontrolünü kaybedip çıldırma korkular pekişir. Hastalar, evde kimsenin olmadığı bir zamanda kalp krizi geçirmekten ve hastaneye ulaşamadan ölmekten ya da kontrolünü kaybederek çıldırıp intihar etmekten, kendisine ya da yakınlarına bıçak ve bu gibi bir şeyle zarar vermekten, başkalarının bulunduğu ortamlarda çılgınca ve garip davranışlarda bulunarak rezil olmaktan şiddetle korkarlar. Bu düşüncelerin sürekli aklına gelmesinden dolayı da yoğun bir üzüntü duyarlar. Bir süre sonra ataklara ve ataklar sırasında gerçekleşeceğine inandıkları "felaketler"e karşı bazı önlemler almaya ve kimi davranışlarını değiştirmeye başlarlar. Ataklara neden olabileceğini düşündükleri etkinliklerden, yiyecek ve içeceklerden vazgeçerler. Ataklara karşı evden çıkarken alkol/madde/ilaç kullanırlar. Ataklar sırasında kullanmak üzere de yanlarında ilaç, su, yiyecek v.b. taşırlar. Ataklar sırasında olabileceklere karşı önlem alırlar.

 

DSM IV'e göre panik atağı için tanı ölçütleri:

Aşağıdaki belirtilerden dördünün (ya da daha fazlasının) birden başladığı ve 10 dakika içinde  en yüksek düzeyine ulaştığı, ayrı bir yoğun korku ya da rahatsızlık duyma döneminin olması:

1. Çarpıntı, kalp atımlarını duyumsama ya da kalp hızında artma olması

2. Terleme 

3. Titreme ya da sarsılma 

4. Nefes darlığı ya da boğuluyor gibi olma duyumları

5. Soluğun kesilmesi

6. Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkıntı hissi

7. Bulantı ya da karın ağrısı

8. Baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma

9. Derealizasyon (gerçek dışılık duyguları) ya da depersonalizasyon (benliğinden ayrılmış olma)

10. Kontrolünü kaybedeceği ya da çıldıracağı korkusu

11. Ölüm korkusu

12. Paresteziler (uyuşma ve karıncalanma duyumları)

13. Üşüme, ürperme ya da ateş basmaları

 

Panik bozukluğu agorafobinin klinik tabloya eşlik edip etmemesine göre iki klinik alt tipe ayrılır:

1. Agorafobi ile birlikte

2. Agorafobi olmaksızın

 

(Agorafobi; ani bir sorun yaşanacağında yardım sağlanamayacağı ya da kaçmanın zor  olabileceği (ya da sıkıntı doğurabileceği) yerlerde ya da durumlarda bulunmaktan anksiyete duyma.  Agorafobik korkular arasında özel bir takım belirli durumlar vardır. Bunlar; tek başına evin dışında olma, kalabalık bir ortamda bulunma ya da sıra bekleme, köprü üzerinde olma ve otobüs, tren yada otomobille geziye çıkma sayılabilir.)

DSM-IV'e göre" Panik Bozukluğu" Tanı Ölçütleri

A - Aşağıdakilerden hem (1),hem de (2) vardır:

1. Yineleyen beklenmedik Panik Atakları

2. Atakların en az birini, 1 ay süreyle (ya da daha uzun bir süre) aşağıdakilerden biri (ya da daha fazlası) izler:

(a) başka atakların da olacağına ilişkin sürekli bir kaygı

(b) atağın yol açabilecekleri ya da sonuçlarıyla (örn. kontrolünü kaybetme, kalp krizi geçirme, "çıldırma") ilgili olarak üzüntü duyma

(c) ataklarla ilişkili olarak belirgin bir davranış değişikliği gösterme

            Bunlara ek olarak agorafobi ile birlikte panik bozukluğunda yukarıdaki belirtilere agorafobinin de eşlik etmesi gerekmektedir.

 

 

 

 

Ziyaretçi Sayısı

406404
BugünBugün164
DünDün250
Bu HaftaBu Hafta1072
Bu AyBu Ay5072
ToplamToplam406404
Site içi ziyaretçi: 18

Bursa'da Hava Durumu

BURSA